60’lı yıllarda Avrupa’dan yola çıkan hippiler, kendilerine saklanmak için bir yer arıyordu. Burası ne San Francisco, ne Avrupa’da anı sanı duyulmamış bir yer ne de Marrakesh’di. Kesinlikle ve kesinlikle bu Goa’ydı. Kısa zaman içerisinde birçok insan akın akın geldi. Birçoğu uzun yıllar kalıp döndü, bir kısmı hayatlarının sonuna kadar burada kaldı. Yıllar geçti ama Goa’nın yükselen trendi hiç bitmedi. Elbette ilk günlerdeki ihtişamı bozuldu ama hala Hintlilerin ilgisinden bunalanlar ve doğayla iç içe kumsalların, çılgın festivallerin, aralıksız partilerin tadını çıkarmak isteyenler için hemen hemen akla ilk gelinecek yer olmaya devam etti.

Goa, 1960’lı yıllara kadar Portekiz sömürgesi olarak karşımıza çıkıyor. Ardından 70’li yılların ortasında Portekiz tarafından Hindistan egemenliği tanınıyor. Başkenti Panaji olan bu eyalet, İngiliz ve Portekiz sömürge mirasından dolayı Hindistan’ın öteki kesimlerinden çok farklı bir yer. Evet, hareketli ve girişimci nüfusuyla çevre bölgelere göre daha yüksek bir yaşam düzeyinin olduğu bile söylenebilir. Elbette turizm hatırı sayılır bir öneme sahip. Heryıl Goa’yı ziyaret edenlerin sayısı yarım milyonu geçiyor. Yerliler dışında, Ruslar ve İsrailliler birinci sırada. Günümüzde burası için kullanılan tabir; ‘Ucube Başkenti.’
Sezon olarak tabir edilen, Muson sonrası zaman Kasım-Mayıs arası gibi. Ama Goa yılın her dönemi dünyanın her yerinden insanların uğrak mekânı. Hindistan’a gelip de buraya gelmeyen az sayıda Avrupalı var. Öyle ki, Goa sokaklarında dolaşırken dünyanın her milletinden insan görmek mümkün. Goa, zorlu Hindistan seyahatlerinin dinlenme noktasıdır ve hemen hemen her şeyin serbest olması dolayısıyla da herkese kucak açmıştır.

Her ne kadar Goa nüfusunun %65’i Hindu olsa da burada Hinduizm etkileri azalmış durumda, izler biraz Hıristiyanlığa kaymış. Yollarda irili ufaklı İsa heykelleri, kişisel dua etme yerleri ve birçok kilise var. Buna istinaden buradaki yerlilerde bile farklılık var. Örneğin yalnızca Goa’da konuşulan Konkani dili kullanılıyor. Hintçe ve İngilizce ikinci sırada. Buradaki yerlilerin, kuzeydeki Hintlilerden konuşmaları, giyimleri, yüzleri, renkleri hatta saçları bile farklı.
Anjuna ve Vagator bölgesi upuzun altın kumsalları ve tropik ormanlarıyla en önemli yerlerden. Uzun yıllarca gizli kalan bu kumsal hippiler tarafından keşfedilmiş. Günümüzde Goa’nın parti merkezi olarak geçiyor. Sezondaki kumsal partileri oldukça meşhur. Gece gündüz aralıksız süren partilerden birinde kendinizden geçip sınırsızca eğlenebilirsiniz. Hippilerin çoğunluğu Vagator’un hemen yanındaki kasabada, Chapora’da yaşıyor. Yıllar önce gelip buraya yerleşmişler. Uzunca süreler kalmak, ev kiralamak isteyenlerin uğrak noktası bu bölge.
HİNT MİMARİSİ

Hindistan’da çok çeşitli yapılar olmasına rağmen buradaki çoğu yapı genel olarak küçük yığma şeklinde inşa edilmiş. Yine de her evin kendine özgü bir süslü sanat anlayışı bulunuyor. Goa’da tek katlı küçük evlerin bahçeleri genellikle o evde yaşayanların hangi dine mensup olduklarını söylüyor. Evlerin bahçesinde ya haç bulunuyor ya da Hint tanrılarından biri. Doğal olarak yapılardaki değişim de bu değişimle ayırt edilebiliyor. Dini yerlere bakılacak olursa, genellikle dikdörtgen planlı yerler görebiliyoruz. Goa’da özellikle Hristiyanların kutsal mekanı olan kiliselere rastlamak mümkün.
Bom Jesus Bazilikası: 1595 ile 1605 yılları arasında Portekizli bir denizci tarafından yaptırılan bu görkemli bazilika UNESCO Dünya Mirası Listesi‘nde yer alıyor. Kilisenin ön yüzü Barok mimarisi ile yapılmış ve yapımında alçı kullanılmamış. Kilisenin yerleri mermer ile döşenmiş ve içerisi de işlemeli değerleri taşlarla kaplı.
Se Katedrali: Eski Goa‘da yer alan bu katedralin yapımına 1560’lı yıllarda başlanmış ve nerdeyse 100 yılda tamamlanabilmiş. Bu kilise Portekiz’in son dönem gotik mimarisi olarak geçen Manuel stili ile yapılmış. Bu stil İspanyol (bol bol gümüşün yer aldığı detaylı işlemeler), İtalyan (bu kilisenin dış kısmı özellikle Toskana mimarisinden esinlenilmiş) ve Flaman mimarisinin sentezi ile ortaya çıkmış.
Assisi St. Francis Kilisesi: Bir grup mezhebe ait keşişler tarafından 1517 yılında başlanmış ve 4 yılda küçük bir şapel olarak inşaatı tamamlanmış. Daha sonradan bu şapeli büyütmeye karar verip 1660’lı yıllarda tamamlayarak günümüzdeki haline getirmişler. Se Katedrali gibi Manuel stili Portekiz mimarisi ile yapılmış.
Başlıca Fiyatlar
- Konaklama: Kişi Başı: 3-5 dolar (Ferah, temiz bir bungalov)
- Kahvaltı: 1-2 dolar (Yumurta, sosis, kızarmış ekmek, patates salatası, reçel, çay)
- Akşam Yemeği: 4-5 dolar (Et ya da balık yemekleri, pizza, yerel yemekler vs.)
- Motosiklet Kirası: Günlük 3 dolar (aylık anlaşılırsa 2 dolar)
- Benzin: 1 dolar/Litre
- İçkilerde vergi yok. Bira 50 cent – 70cc Vodka 8-10 dolar
- Ev Kiraları: Sezonda 200 dolar Sezon Dışı:100 dolar
*Fiyatlar ortalamadır. Daha düşük olduğu gibi çok daha yüksek de olabiliyor